Bu sayfayı yazdır

Resim sanatında portre

Portre bir kişinin karakteristik özelliklerini, genel görünüm yapısını, gelecek kuşaklara devreden bir sahnedir. Portre, resim sanatında hem ressamlar tarafından hem de toplum tarafından önemli bir konu olmuş, belli başına bir sanat eseri ünvanı kazanmıştır. Portrenin ortaya çıkması eski zamanlara dayanmaktadır. Portre özellikle Rönesans dönemi olarak adlandırılan, batı ülkelerinin yeniden doğuş olarak tabir ettiği bir dönemde, ülkenin ileri gelenleri tarafından kendi görselleri hakkında gelecek kuşaklara nasıl göründükleri ile ilgili bir görüntü bırakılabilmesi fikrinden doğmuştur. Birçok ressama genel görünümlerini, kişiliklerini, en iyi yansıtan ifadelerle resmettirmişlerdir. Portrenin bu fikirle ortaya çıkması ve sanatın bu fikri hayata geçirmesiyle popülerlik kazanmış, kısa sürede toplumun ilgi odağı haline gelmiştir. Portre, bir kişiye olan benzerliğin konu olarak işlenmesi, yetenekli ve usta ressamların resme olan ilgisini artırmakla beraber, sanatçıları, heyecan ve tatmin edici çalışmalara yöneltmiştir. 21. yy girerken teknoloji alanındaki gelişmeler, anı kaydetme cihazları olan fotoğraf makinelerinin gelişmesini sağlamış ve beraberinde fotoğrafçılık akımını da ortaya çıkarmıştır. Fotoğraf sanatçıları doğa vb anları ihtiyaca göre fotoğraflandırıp değerlendirirken, bir insanın yaşantısını portre ile anlatma konusu, fotoğraf sanatçılarına oldukça ilgi çekici gelmeye başlamıştı. Fotoğraf sanatçılarının portre temalı çalışmaları, artık sergi salonlarında boy göstermeye başlamıştı. Fotoğrafçıların portre alanındaki çalışmaları en az ressamların çalışmaları kadar toplumun ilgisini çekmiş, porte akımına ressamlarla beraber fotoğrafçılar da dahil olmuştu. Fotoğrafçılar ve ressamlar çalışmalarını yaparken, belki de en çok üzerinde durdukları konu ışık ve gölge olmuştur. Bilindiği üzere, ışık sayesinde nesneleri görür ve yaşamı algılarız. Bir stüdyo da fotoğraf çektirirken sanatçının çekim öncesi ışık değerlerini ayarlamasına neredeyse hepimiz şahit olmuşuzdur. Işıklandırmanın, modelin genel görünüm yapısına ve karakterine en uygun biçimde ayarlanması, portreye doğrudan etki eden önemli bir unsurdur. Modele en uygun ışık değerlerini oluşturmada bir çok denemeler yapılır ve en iyi sonuç veren kontrast uygulanır. Tarihten günümüze resim sanatında portre çizimlerinde mükemmel sonuç alabilme adına sayısızca ışık ve gölge uygulaması gerçekleştirilmiş, en iyi sonuç alma üzerine çalışmalar yapılmıştır. Işıklandırma hakkında verilebilecek kolay ve kesin bir teknik olmasa da ancak, portre ressamları tarafından en çok kullanılan ve kabul görülen ışıklandırma portre üzerindeki ışık değerini üstten çapraz açılı ve tek bir ışık kaynağı ile doğrudan gerçekleşen ışıklandırmalardır. Bu ışıklandırma tekniğinin en çok tercih ediliyor olmasının sebebi karakterin yüzündeki fizyonomik özelliklerinin çok fazla detayını açığa çıkarmadan genel görünüm yapısını en iyi şekilde bütünlemesine olanak sağlayabilmesidir. Görsel sanatlarda bu ışık tekniğinden sıklıkla bahsedilir ve hazırlık kurslarında bu ışık değeri ile resimler çizilmesi yönünde eğitimler verilir. 

Bir portreye bakan izleyicinin ilk olarak gözüne çarpan portredeki ışık ve gölge bütünlüğü olur. İzleyicinin gözü sonrasında portredeki karakterin ifadesine yoğunlaşır. Eski dönemlere ait portrelere baktığımızda gerçekten de olağanüstü resmedildiklerine şahitlik ederiz. Portredeki kişiye olan benzerliği tespit edemesek de, işin o kısmı ile ilgilenmememiz gerektiğini, portredeki mükemmel değerler sebebi ile anlarız. ‘’Portre, belli başına bir sanat eseri olmalıdır” sözü; bizlere, portre de benzerlik kadar eserin artistik kalitesinin de ne denli önemli olduğunu gösterir. 

Eski dönem ressamları, bilindiği üzere portrelerini canlı modelden çalışırlardı. Canlı modelden portre çalışmanın en büyük avantajı görme yetisinin gelişmesi ve gözlem gücünün artması olur. Eski dönem ressamları, modelin portresini çizmeye başlaman önce, modelle bir süreliğine sohbet eder, azda olsa nasıl biri olduğunu ve karakter yapısını anlamaya çalışırlardı. Modelle sohbet etmek onu anlamak hem ressamın portresini resmetmesine yardımcı olacak hem de modelin ressam karşısında rahatlamasına olanak sağlayacaktı. Portresi yapılacak kişinin karakterine göre ışık ayarlaması yapılması da portrenin bir parçası olarak görülmüştür. Porte üzerinde uygulanan bu ışık modeli, portre fotoğrafçılarına da esin kaynağı olmuştur. Rönesans dönemi ressamlarından Rembrant’ın neredeyse tüm portrelerinde bu tekniğe rastlamak mümkündür. Ressamın portrelerini belki de en çok öne çıkaran, ışığı bu yönlü kullanması olmuştur. Işığın geliş açısı ile portre üzerindeki kontrolü, sanatçının portrelerini birer esere dönüşmesini sağlayan en büyük etken olmuştur. Birçok ressam portre çalışmalarını Rembrant’ın ışık ve gölge tekniğini kullanarak yapmaktadır. Fotoğraf sanatçılarının birçoğunun çalışmalarında Rönesans dönemindeki portrelerin ışık ve gölge değerlerine rastlamak mümkündür. Portrelerde ışık ve gölge değerlerinin yanı sıra kompozisyon da oldukça önemlidir. Portrede kompozisyon, resmi izleyiciye sunmak için, ayarlanan görüntüyü oluşturmak adına, materyallerin yüzeyde düzenlenmesini kapsayan çalışmanın bütünüdür. Portre izleyicinin görsel algısıyla ilgili olarak kontrast denge ve bütünlüğü belli bir kurala bağlı tutmasa da, orijinal ve geleneksel görünümü oluşturma bakımından, izleyiciden tam not alabilmesini mümkün kılan dengede olması gerekmektedir. Kompozisyon iyi bir ışık gölge ile birleşince ortaya sanat eseri çıkar. İyi bir portre için sadece benzetme yeterli değildir. Bir portre aynı zamanda ışığın kullanılışından, portresi yapılacak olan kişinin karakterine verilecek olan pozdan, kompozisyondan ve tonlama kalitesinin doğru bir şekilde uygulanmasından kaynaklanan estetik ve artistik niteliklere sahip bir sanat eseri olmalıdır. Her insanın kendine özgün bir yapısı vardır. Bu yapısal özellikler bizlerin kim olduğu ve nasıl biri olduğumuz hakkında başkalarına ipuçları verir. Ressam, portresini çizecek kişi ile bir süre sohbet etmesi, hakkında veri toplamaya dayalı bir gözlemdir. Kişiye ait olan karakteristik özelliklerini sonradan portreye dahil edilebiliyor olması yada önceden duruş açısını veya nasıl bir ifade ile resmetmesi gerektiği hakkında bilgi edinebilmesi açısından ressam için önemli bir ön çalışmadır. Çünkü modelin hareketleri ve pozları tıpkı ses tonu gibi onun bir parçasıdır. Kişinin karakteri ifadesinde saklıdır. İyi bir portre ressamı, portresini çizeceği modelin karakterini okuyabilendir. Karakteri okumak, modelin yaşantısının yüzünde oluşturduğu ifadeyi betimleyen bölgeleri ayrı ayrı gözlemleyip tıpkı bir puzzlenin parçaları gibi bir araya getirmektir. Kişinin karakteri genellikle yüzüne yansır. Çoğu zaman beynimizden geçenler ifademizi belirler. Burun yapısı, dudakların biçimi, çene kemiğinin şekli, göz yapısı bunlar her kişide farklılıklar gösterir ve bazen de yüzde karaktere ait olan detaylar olur. Fazladan oluşmuş göz torbası ufak bir yara ya da bir ben gibi. Bu detaylarda gözden kaçmamalı ve portreye dahil edilmelidir. Özellikle kişi farklılıklarıyla insanların zihninde yer edinir. Buna örnek olarak karikatür sanatı, kişilerin farklılıkları ve kusurları abartılarak benzerlik elde edilmesi ile bilinir. Kusursuz bir portre çizmek, modelin özgünlüğünü kağıda aktarmaktır. Günümüz 21. Yy da portre çalışmaları, eski dönemlerdeki gibi artık tamamen olmasa da canlı modelden çalışılmamaktadır. Ressamlar genel olarak portre çalışmalarını Fotoğraf makineleri ile çekilmiş pozlardan yapmaktadırlar. Resim kurslarında eğitim süresi boyunca çalışmalar canlı model ile yapılsa da, sonrasında ki çizimler için poz verecek model bulma konusunda sıkıntılar yaşandığından, genel olarak fotoğraflardan çalışılır. Fotoğraf makinelerinin icadı ile portre sanatı farklı bir boyut kazanmıştır. Canlı modelden portre çalışmaların dışında, portre çizimleri, dijital olarak çekilmiş fotoğraflardan devam etmektedir.