Bu sayfayı yazdır

Çizgilerin Biraraya Gelmesiyle Vücut Bulan Muhteşem Eserler..

Resim çizmek; insana pozitif enerji yükleyen, hayal gücünü geliştiren, fikirsel olarak yaratıcılığa katkı sağlayan, insan doğasına ve yapısına uyumlu, sosyal ve başarıya yönelik motivasyon sağlayan, toplumsal yaşamların görsel gerekliliğine hizmet eden ve medeniyetlerin gelişmesine olanak sağlayan bir sanat dalıdır. Geçmişten günümüze resim sanatı, değişen yaşam koşullarına rağmen bir çok ressamın da yaratıcılığıyla gelişmiş ve popülerliğini korumayı başarmıştır. Görselliği yakalama ve kaydetme yönünde birçok makine icat edilmiş olsa da,  insan eliyle yapılmış olan  resimlerin  yaratmış olduğu etki kadar güçlü olamamışlardır. Bir resim sergisinde sergilenen resimler, renklerin duygulardan süzülerek işlenmesini konu alan yapıtlardır. Resim sanatının doğası  evren gibi özgürdür. Hayallerin, düşüncelerin gerçeğe dönüştüğü  sahnelerdir.  Işığın muazzam yapısı tuval üzerinde  renklerin coşkulu dünyasıyle buluşur. Işığın varlığını ve bir resim üzerinde yarattığı etkinin ne kadar özgür ve güçlü olduğunu belki de en iyi anlatan "Rönesans Dönemi" sanatçılarından olan Hollandalı Ressam Rembrant'tır. Özellikle de portre çizimindeki muaazzam yeteneği, sanatçıyı o dönem ilgi odağı haline getirmiş, portre dalında aranan bir ressam olmayı başarmıştır. Ressamın ustalığı ancak; bıraktığı portrelerin karşısında uzun bir süre başbaşa kalınarak anlayabilinir. Rembrant'ın portrelerine bakıldığında sadece benzerlik konusuna odaklanmadığını, ışığın doğasına da nüfuz ederek, mükemmel bir şekilde işlediğine tanıklık ederiz. Işığı   portredeki kişinin karakterine göre uygulaması da, ressamın konuya ne kadar hakim olduğunu anlatır. Rembrant'ın portrelerinde kullandığı ışık etkisi günümüzde de fotoğraf sanatçıları tarafından kullanılmaktadır. Portre, fotoğraf makinelerinin icadından önce insanların kendi görselliğini gelecek nesillere aktarma isteğiyle başlamıştır. Portre, Rönesans Döneminde resim alanında manzara natürmort ve mitolojik resimlerin dışında o dönemle birlikte ele alınmış  ve geliştirilmeye başlanmıştır. Portrede talep artınca, ressamlar da bu alana yönelmiş ve bu akıma dahil olmuşlardır. Mitolojik hikayelerden esinlenerek yapılan portre çalışmaları, kalıplaşmış ve örneğine çok rastlanan portreler olmaktan çıkmış, toplumdan canlı modeller de portre çizimlerine dahil olmuşlardır. Ressamlar, portre çizimi konusunda da ilgi çekmek bakımından birçok teknik geliştirmiş; sergi salonlarında portreler boy göstermeye başlamıştır. Bazen doğrudan canlı modelin portresi çizilmiş, bazen de bu modellerin portre çizimlerine ortam ve mekan kompozisyonu da dahil edilerek resmedilmiştir. Ressamlar  portre çizimlerini geliştirerek, portre resimlerine üç boyutlu derinlik ve perspektif uygulamalarıyla modelin mekanda bulunma hissini yaratmışlardır. Bu çalışmalar o dönem resim sanatının kalkınmasına ve özgür çalışmaların yapılmasına büyük ölçüde katkı sağlamıştır. İnsan başını konu alan portre çalışmalarının yanı sıra bazen karakterin  boydan, bir mekanın içerisinde hareket izlenimi oluşturarak resmedilmesi, portre olarak da oldukça  tercih edilmiştir. Rönesans Dönemindeki portrelere  bakıldığında genel olarak portresi yapılan kişinin; ifadesinin ön planda olduğu çalışmalar olduğu görülür. Portre, resmedilecek olan kişinin karekterini ve yaşamını anlatan çalışmalar olması bakımından gerektiğinde modelle sohbet edip çizim öncesi modeli tanımak maksadıyla, modellerle vakit geçirmişlerdir. İfade konusuna en iyi örnek olarak belki de  Leonardo Da Vinci'nin "Mona Liza" tablosunu örnek verebiliriz... Mona Liza Portresinin, yüzündeki tebessüm çok güçlü olmakla beraber, ressamın  Mona Liza Portresine uyguladığı arka plan manzarası da resime boyut kazandırmış; genel görünüş bakımından butünlüğü de çok iyi sağlamıştır.  Portre çizimlerinin ressamlar tarafından  bu denli geliştirilmesi halk arasında portre çizimleri dışında yapılan resimlere olan ilgiyi azaltmış,  buna toplumların kendi aralarında birbirlerine portre hediye etmek de dahil olunca portrenin resim sanatındaki yeri değer kazanmıştır. Resim sergileri dışında portre, evlere girmiş  duvarlarda sıklıkla rastlanan aile portreleri boy göstermeye başlamıştır. 

Yağlı boya tekniği ile yapılan portre çalışmalarının yanı sıra  karakalem de oldukça tercih edilen çizim teknikleri arasında başrolde yer almaktadır. Siyah renginin beyaza doğru gri ton değerlerinin  geçişleri ile uygulanan bu teknikteki portre çalışmaları, insan yüzü çizimlerine uygulandığı zaman ortaya  çıkan sonuçlara bakıldığında göz zevkine uygun muazzam bir görüntü oluşturur. Portre çizimlerine birçok farlı malzeme kullanımı ve farklı teknikler de eklenince  bu durum portreyi  resim sanatında kendi başına bir konu haline getirmiştir. Resim sanatında portrenin önemi  ve yeri gittikçe genişlemektedir.  Günümüzde de portreye talep ve katılım oldukça yüksektir.  Portrenin alternatif hediyeler arasındaki yeri ve etkisi oldukça güçlüdür. Portre tamamen kişiye özel harcanan emeğin, çizgilerle buluşmasıdır. Kişi aldığı hediyenin portre olduğunu görünce o an hissettiği güçlü duygunun etkisini hayatı boyunca unutamayacağı bir anı olarak hafızasına kaydeder. Portre çizimlerinin yarattığı  etkinin  kalıcı olması, insanları hediye olarak portre seçimine doğru yöneltir. Sonuç olarak da portre gerçekten de kişiyi mutlu etmekle beraber; onure eden bir hediyedir. Resim sanatının hediye alanına girmesi bu sanatın insan yaşamındaki öneminin bir kez daha arttığına işaret eder. Rönesanstan günümüze çizilen her bir portre; ressamın göz pınarlarındaki renklerin beyaz bir tuvale akmasıyla oluşan hikayelerdir. Bu hikayeler bazen kara bir kalemle bazen de bir fırçanın dokunuşlarıyla başlar.

Başlayan her hikaye bitmeye mahkumdur, evet. Ancak karakalem portrenin hikayesi sonsuzluğa uzanan ölümsüz bir bestenin doğuşudur. Bu ölümsüzlük hikayesinin bir parçası olamaya ne dersiniz?